Derin yoksulluk nedir?
Yoksulluk ekonomik göstergelerin yanı sıra bir sosyal dışlanma ve sistematik eşitsizlik durumudur, derin yoksulluk ise açlık sınırının altında yaşama, temel beslenme, bakım, barınma, sağlık, psikososyal destek giderlerini karşılayamama durumudur. Diğer bir deyişle kişinin her gün o günün nasıl geçeceğini, ne yiyeceğini, bazen nerede uyuyacağını, temiz suyu nereden bulacağını, bebeğin altını değiştirecek bezin yenisini, çocuğa içirecek sütü, eczaneden alınması gereken ilacın ödemesini düşünmesi ve bu düşüncelerin durmaksızın çocuğundan yaşlısına her aile ferdinin zihninde dolaşmasıdır derin yoksulluk.

Derin Yoksulluk ve İnsan Hakları
Yoksulluk hem bir sebep hem de bir sonuçtur. İnsan hakları yoksullukla ilişkili olarak insanların maruz kaldığı damgalamaya, ayrımcılığa, sosyal dışlanmaya dikkat çeker. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasının insanların ayrımcılık ve dışlanmaya maruz kalmadan eğitime devam etmesi, sağlık hizmetlerine eşit derecede erişebilmesi, ihtiyaçlarını ifade edebilmesi ve hakkını arayabilmesi, adalet sistemine erişebilmesi, politik temsiliyet, sömürüsüz iş ortamları yani kısaca insan haklarından yararlanabilmesi ile mümkündür. Bu nedenle yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik hazırlanmış tüm politika önerilerinin ulusal ve uluslararası düzeyde insanın ekonomik, kültürel, sosyal, politik ve sivil haklarını koruyan sözleşmelere dayandırılması gerekir.

Derin Yoksulluğun ortadan kaldırılmasında İnsan Hakları Temelli bir yaklaşım neden kritiktir?
Çünkü bir sonraki nesle yoksulluğun devredilmesi, eşitsizliğin, dışlanmanın, işsizliğin, sömürünün sürmesi değiştirilemez bir kader değil, devletlerin politikalarının bir sonucudur. Devletler yoksulluğu ‘ortadan kaldırmak’ isterse kaldırabilir ancak, yoksulluğu ‘azaltmak’, yoksullara ‘yardım etmek’ isterse değil.
Hak temelli yaklaşım, yoksulluk deneyimleyen insanların “ihtiyaç sahibi” değil, “hak sahibi” insanlar olduğunu savunur. Dolayısıyla en temelde derin yoksulluk & yoksulluk yaşayan insanlar hakkında ‘devlet ya da hayır kurumlarının yardım yapması gereken pasif özneler’ algısından, ‘potansiyeline saygı duyulması, fırsat eşitliği sağlanması ve güçlendirilmesi gereken aktif hak sahipleri’ algısına bir değişim olmak zorundadır.
Bu nedenle, hak temelli yaklaşım yoksulluğun ortadan kaldırılması için sosyal yardımlara bağımlı sürdürülebilir bir yokluk yaratmak yerine, insanların yoksulluktan sıyrılıp haklarına erişebilmesi için güçlendirileceği önerileri de beraberinde sunar. Politika önerilerinde hedefler kadar o hedeflere nasıl ulaşılacağının somut, detaylı ve katılımcı bir şekilde planlanması da önemlidir. Ayrıca ayrımcılığa sebep olan var olan uygulama ve yasaların da gözden geçirilmesi gerekir. Yoksulluğun ortadan kaldırılması devlet ve devlet dışı kurumların paylaşması gereken ortak bir sorumluluktur, ancak bu sorumluluk paylaşıldığında gerçekçi ve hak temelli bir çözüm üretmek söz konusu olabilir.