Derin Yoksulluk ve İnsan Hakları

Derin Yoksulluk Yaşayan Çocukların Eğitim Hakkı için Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a Soruyoruz

Artan covid-19 vakalarına karşı alınan önlemler nedeniyle 23 Mart 2020’de uzaktan eğitime geçildi. 2020-21 eğitim yılı ise 31 Ağustosta yine uzaktan eğitimle başlayacak. Oysa bizler, zaten eğitimde fırsat eşitliği olmayan bir ülkede hem derin yoksullukla mücadele edip hem eğitimlerine devam etmeye çalışan öğrenciler için endişeliyiz. Hiç Eba Tv’yi duymayan, televizyonu olmayan, televizyonu olsa da eba tv’ye bağlanamayan, internete ya da tablet&bilgisayara erişimi olmadığı için canlı derslere katılamayan, okulu erken kapandı zanneden, derinleşen yoksulluk koşulları nedeniyle pandemi döneminde çalışmaya başlayan çocukların eğitim hayatından, dolayısıyla geleceklerinden endişeliyiz.

31 Ağustosta uzaktan eğitime 21 Eylülde ise ‘isteyen’ ailelerin çocuklarını okula göndermesiyle örgün eğitime geçileceği bilgisini paylaşan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a soruyoruz;

-> Pandemi döneminde derin yoksulluk yaşayan kaç çocuğun okulu bırakıp çalışmaya başladığına dair bilginiz var mı?

-> Interneti tv’si olmayan çocuklara çalışma kitabı vereceksiniz, derin yoksulluk yaşayan, anne babası okuma yazma bilmeyen çocuklara kim ders çalıştıracak? Bu çocukların kağıt toplamaya gitmediğinden nasıl haberiniz olacak?

-> MEB okullardan pandemi döneminde kaç çocuğun uzaktan eğitimden yararlanamadığına dair bilgi aldı mı?

-> Uzaktan eğitime katılamadığı için okulu bırakma riskinde olan çocuklar için nasıl önlemler alınacak?

Yer: Ataşehir / Yeniçamlıca Mahallesi
Çeken: Derin Yoksulluk Ağı Gönüllüsü

29 Ağustos 2020 ev ziyaretimizden bir fotoğraf, iki öğrencinin evindeki TV bu. Anneleri mendil satarak evi geçindiriyor. İnternetleri yok, tablet yok ,akıllı telefon yok ve anne okuma yazma bilmiyor. Ama çocuklar doktor olmak istiyor. Bu çocukların eğitim hakkına erişimi nasıl sağlanacak? #EğitimdeEşitlik

Yer: Çekmeköy / Nişantepe
Çeken: Derin Yoksulluk Ağı Gönüllüsü

Bu fotoğraf ise 28 Temmuz 2020 ev ziyaretimizden; 3 çocuk okuyor. TV’yi anne çöpten bulmuş, arızalıymış şimdi hiç çalışmıyor. 2020 Mart ayına kadar düzenli okula giden çocuklar Eba tv’ye bağlanamadığı için eğitimine devam edemiyor.

Sorun sadece internet altyapısı değil. Çocukların evinde internet yok, bilgisayar yok, EBA’yı izleyecekleri TV yok, evde takip edebilen, bazen okuma yazma bilen yetişkinler yok. Oysa içinde bulundukları yoksulluk koşullarından çıkabilmenin, bu döngüyü kırabilmenin bir yolu da eğitime devam edebilmek. Bu çocukların eğitim hakkı ise hem taraf olduğumuz çocuk hakları sözleşmesi, hem de anayasa ile korunuyor. Peki bu çocuklar neden göz göre göre eğitim sisteminin dışına itiliyor?

Derin Yoksulluk ve İnsan Hakları

Derin yoksulluk nedir?
Yoksulluk ekonomik göstergelerin yanı sıra bir sosyal dışlanma ve sistematik eşitsizlik durumudur, derin yoksulluk ise açlık sınırının altında yaşama, temel beslenme, bakım, barınma, sağlık, psikososyal destek giderlerini karşılayamama durumudur. Diğer bir deyişle kişinin her gün o günün nasıl geçeceğini, ne yiyeceğini, bazen nerede uyuyacağını, temiz suyu nereden bulacağını, bebeğin altını değiştirecek bezin yenisini, çocuğa içirecek sütü, eczaneden alınması gereken ilacın ödemesini düşünmesi ve bu düşüncelerin durmaksızın çocuğundan yaşlısına her aile ferdinin zihninde dolaşmasıdır derin yoksulluk.

Derin Yoksulluk ve İnsan Hakları
Yoksulluk hem bir sebep hem de bir sonuçtur. İnsan hakları yoksullukla ilişkili olarak insanların maruz kaldığı damgalamaya, ayrımcılığa, sosyal dışlanmaya dikkat çeker. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasının insanların ayrımcılık ve dışlanmaya maruz kalmadan eğitime devam etmesi, sağlık hizmetlerine eşit derecede erişebilmesi, ihtiyaçlarını ifade edebilmesi ve hakkını arayabilmesi, adalet sistemine erişebilmesi, politik temsiliyet, sömürüsüz iş ortamları yani kısaca insan haklarından yararlanabilmesi ile mümkündür. Bu nedenle yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik hazırlanmış tüm politika önerilerinin ulusal ve uluslararası düzeyde insanın ekonomik, kültürel, sosyal, politik ve sivil haklarını koruyan sözleşmelere dayandırılması gerekir.

Derin Yoksulluğun ortadan kaldırılmasında İnsan Hakları Temelli bir yaklaşım neden kritiktir?
Çünkü bir sonraki nesle yoksulluğun devredilmesi, eşitsizliğin, dışlanmanın, işsizliğin, sömürünün sürmesi değiştirilemez bir kader değil, devletlerin politikalarının bir sonucudur. Devletler yoksulluğu ‘ortadan kaldırmak’ isterse kaldırabilir ancak, yoksulluğu ‘azaltmak’, yoksullara ‘yardım etmek’ isterse değil.
Hak temelli yaklaşım, yoksulluk deneyimleyen insanların “ihtiyaç sahibi” değil, “hak sahibi” insanlar olduğunu savunur. Dolayısıyla en temelde derin yoksulluk & yoksulluk yaşayan insanlar hakkında ‘devlet ya da hayır kurumlarının yardım yapması gereken pasif özneler’ algısından, ‘potansiyeline saygı duyulması, fırsat eşitliği sağlanması ve güçlendirilmesi gereken aktif hak sahipleri’ algısına bir değişim olmak zorundadır.
Bu nedenle, hak temelli yaklaşım yoksulluğun ortadan kaldırılması için sosyal yardımlara bağımlı sürdürülebilir bir yokluk yaratmak yerine, insanların yoksulluktan sıyrılıp haklarına erişebilmesi için güçlendirileceği önerileri de beraberinde sunar. Politika önerilerinde hedefler kadar o hedeflere nasıl ulaşılacağının somut, detaylı ve katılımcı bir şekilde planlanması da önemlidir. Ayrıca ayrımcılığa sebep olan var olan uygulama ve yasaların da gözden geçirilmesi gerekir. Yoksulluğun ortadan kaldırılması devlet ve devlet dışı kurumların paylaşması gereken ortak bir sorumluluktur, ancak bu sorumluluk paylaşıldığında gerçekçi ve hak temelli bir çözüm üretmek söz konusu olabilir.